Evet sayın okurlar yakın zaman önce başladığımız hikaye akımında hikayelerini bizle paylaşan değerli arkadaşım Büşra Öztin’e bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Kendisi bizler için bir hikaye daha yazmış. Şu anda siteye eklenmek üzere bekliyor… Peki neden eklemedin diye soracak olursanız. Yine kendisine ait ve okuduğumda beni çok etkileyen bir hikayesini eklemek istiyorum. Kendisinin bile belki de bulamayacağı bir hikaye. Bende bulup çıkartmak için epey uğraştım zati, ama başardım.
Artık lafı gevelemiyeyimde bu satırları size aktarayım.
Yazının tamamını okuyun… »
Ne giden anlar kalanın halini, ne de kalan gidenin neden gittiğini… Bütün açıklamalar anlamsız kalır o noktada. Geride kalan sadece duygularını hissediyor, açıklamaları duyamıyordur acısından; gidense sadece onu rahatlatmak veya belki de kendinden nefret ettirmek için söylüyordur sözlerini. Sonuçta tamamı boşa sarfedilmişlerdir o sözlerin. Ne söyleyen inanır o sözlere, ne de dinleyen…
Eğer biri inanmıyorsa kalmanın bir işe yaramayacağına, gitmek elzem olmuş demektir. Ve eğer gitmek elzem ise, yaşananların bir anlamı kalmamıştır. Herkesin öğrenmesi gereken bir şeyler vardır. Belki bir şeylerin karşılığıdır yaşananlar veya inanmanın cezası… Sonuçta giden de kalan da acı çeker. Herkes kendine kızar farklı sebeplerden de olsa.
Gerçekliğinden şüphe etmek anlamsızdır. Yaşanmıştır, hissedilmiştir tüm duygular… Hayatın en tatlı halidir hissedilen. Kışın ortasında güneş doğmuş ve yürekleri sıcacık yapmıştır kar tanelerine inat. İçini titretmiştir bir minik söz… zihnini meşgul eden bütün dert tasa anlamsızlaşmıştır. Bütün planların alt üst olmuş, hepsi baştan düzenlenmiştir. Hayatın anlamı değişmiş, belki de daha umutlu görünmüştür gelecek.
Yazının tamamını okuyun… »
Bir yol ayrımında, rüzgara karşı duruyordum. Gözlerine baktım; ta içine… Orada ne olduğunu seçemiyordum. Ben miydim? Bir andı sanki bir görüntü belirdi ve kayboldu.Biliyordum, gitmen gerekiyordu. Senin dünyan bana ait değildi, gözlerin de bunu doğruluyordu. Sanki zamanın bir kavşağındaydık. Ya beraber ya yalnız… Geride bıraktığımız tüm yaşanmışlıklar ya hatıra olarak kalacak veya onlara yenileri eklenecekti.Rüzgar sertleşti. Saçlarımı havalandırdı. Derin bir nefes aldım. Yüzüne bakmaya cesaretim yoktu. Sadece gölgeni görebiliyordum. Zihnim binlerce soruyla ve korkuyla boğuşurken o anı kaçırmamaya çalışıyordum. Bu bir son olabilirdi.
Dedim ya; bir kavşakta, rüzgara karşı duruyordum. Gözlerimi yerdeki çakıllardan kaldıramıyordum. Yapabildiğim tek şey hatıraları düşünmek ve ve yapacağın tercihle ilgili dua etmekti.
Yazının tamamını okuyun… »
Ortaköy’de Waffle keyfi bir başkadır tabi ama, Sakarya da bir öğrenci evinde canlarımız waffle çekerse ne yapabilirizki
.
İşte böyle bir durumu ortadan kaldırmak için. Krep yap diye birşey üretilmiş. Öyle krep harcıyla uğraşmadan kolayca krepler yapabilmek için biçilmiş kaftan.
3 – 4 ay önce böyle bir ürünün yeni çıkacağını abimden öğrenmiştim. Hatta evimizde bir adet ürünü test etmiştik. O tuzlu olan krep harcıydı. Tatlısının ise var olduğunu geçen gün alışveriş yaparken gördüm ve aklımda Waffle rüzgarı esti.
Krep Yap. içinde krep harcının toz olarak bulunduğu bir şey. içine sütümüzü karıştırıyoruz çarkalıyoruz sonrada tavamıza döktüğümüz gibi krep elimizde. Tabiki Waffle yapmak için tost makinesi olan evler de çok daha şekilli zevkler yapmak mümkün.
İşte ziyafet akşamımız:
Krep Yap lar dolaplarımızda yapılmak Yazının tamamını okuyun… »
Saatin akrebi yelkovana değdiğinde belirir hep aynı görüntüler gözlerimin önünde. Anlatamam kimseye… Bekler dururum öylece… Bir şeyler gösterip isteklerimi sorarlar o değil midir diye… Kimse bilmez, kimse anlamaz içimdekileri… Ben beklerim durmadan… Gerçi beklemek durağan bir haldir ama bir yerden sonra, hayat akıp gidince ve sen geride kaldığını hissedince durmadan bekler insan.
Boşa mıdır tüm bu bekleyişler? Sorarım kendime sürekli cevabı olmayan soruları. Cevapsız sorular ummana karışır. Cevaplanacakları günü beklerler Sokrates’inkilerin yanında.
Boğazın sakin bir tarafına gideceğim en kısa zamanda. Yalnız… Bir banka oturacak ve sorular soracağım. Hayatı ne kadar boş yaşadığıma, hak etmediklerim için duyduğum pişmanlıklara dair sorular soracağım kendime.
Kimse birbirini anlamazken, ben herkesi ne kadar yanlış anladığıma şaşıracağım orda. Beklediğim, hayatımı kolaylaştıracak çözümün gelmesini umacağım belki çözümü kaybederken…
Hatalarımın telafileri nerelerde diye bakınacağım denizin dalgalarına. Hiçbir şeyi bilmeden yaşamanın ne kadar zor olduğunu tekrar kabul edeceğim. Hayatın bir şans oyunu olduğunu… ve niyeyse bana hiç piyangonun vurmayışını… karşıda gördüğüm yalılarda yaşamayı hayal edeceğim sonra. Ama hemen ardından masallara inanma yaşımın geçtiğini hatırlatacağım kendime. Sonra kendime daha basit bir masal uyduracağım.
Yazının tamamını okuyun… »