Yağmur ve Menekşe - Hikaye
Bahçeden toprakla karışık menekşe kokuları yükseliyordu. Yağmur yeni durmuştu. Hava çok berraktı. Ancak o, içindeki bulanık havayı dağıtamıyordu. Düşünmekten yorulmuştu aynı şeyleri. Karar veremiyor, ne yapacağını bilemiyor ve sürekli fikir değiştiriyordu. Tam da bu sebeple çok az konuşur olmuştu.
Her ne kadar içinden çıkamasa da, bir çözüm üretemese de düşünüp duruyordu. Derin bir nefes aldı. Ciğerlerine temiz hava, içineyse umut dolmuştu. Kendini iyi hissetmeye başlıyordu. Düşünmek çözüm getirmiyorsa, düşünmemeyi deneyecekti bundan sonra. Dünyada tek başına olmak nasıldır artık biliyordu. Zaman zaman çok zor hale gelebiliyordu ama başetmeyi öğrenmişti. Bütün ailesini geride bırakmak kendi tercihiydi ve geri dönüşü yoktu.
Güveni yoktu kimseye. Daha doğrusu kimseye güvenmeyerek koruyordu kendisini. Başkalarına güvenenlerin hali ortadaydı. Ona göre her insan “tek başına” lıkla başedemezdi. İster çok kalabalıklar içinde olsun, ister bir kaç kişinin arasında; herkes tek başınaydı zaten ama insanlar bunu yok sayıyorlardı. Aslında kimsenin bir başkasının derdine derman olamayacağını veya tam anlamıyla anlayamayacağını düşünüyordu.
Planlarını hep tek kişilik yapardı. Birileri dahil olmak isterse onlar için programı değiştirmez, kendine uyum sağlamalarını beklerdi. İlk defa kendinden taviz vermişti bu sefer. Bütün planlarını bir tarafa bırakmış, hepsinin yerine yenilerini yerleştirmişti özenle. Tek başına değildi bu kez hem de. Birine güvenebilmeyi denemişti ve galiba başarabilmişti de. Artık daha yerleşik hayaller kuruyordu. Gezgin hayatına son vermeyi ve bu şehirde kalmayı istemişti. Bütün diğer gördüğü şehirlerin en güzeli buydu zaten. Buradan gitmeyi istemiyordu canı.
Yaşadığı, ahşap konağın bir odasıydı. Odası konağın küçücük kalmış bahçesine bakıyordu. Mor salkımlar açmıştı. Ev sahibi teyzenin özenle baktığı menekşeler hemen camın altında parlıyorlardı. Bugün sanki yağan yağmur içindeki sıkıntıyı yıkamış, menekşelerse güç veren bir iksir etkisi yapmıştı.
Hayatına devam edebilmek için yapması gereken en iyi şeyin her şeyi unutmak olacağına karar vermişti. Artık düşünmeyecekti olan biteni. Burayı bırakmak istemiyordu ama sanki tebdil-i mekan iyi gelecekti. Kararsız haline geri dönmemek için hemen işe koyuldu. Zaten çok eşyası yoktu. Eskiden hepsi, her an gidecekmiş gibi hazır dururdu ama bu sefer kalacağına kendisi de inanmıştı. Duvarlarını yıktığı, birilerinin, hem de haketmeyen birilerinin ruhunun derinliklerini görmesine izin verdiği için kendini suçluyordu. Hızla topladı eşyalarını. Anlam yüklediği birkaç eşyayı ayrı bir poşete koydu. Odasından çıkıp ev sahibi teyzeye gideceğini haber verdi ve borcunu ödedi. Başka haber vereceği kimse yoktu. İşten ayrılmıştı zaten.
Karar verdikten tam yarım saat sonra yoldaydı. Nereye gideceğine karar vermemişti. En iyisinin küçük bir Anadolu kasabası olacağını düşünüyordu. Garda karar verecekti.
Yürürken gözü bazı yerlere takılıyordu. Hatıraları canlanıyor, içi acıyordu. Kendini çok yıpratılmış ve aldatılmış gibi hissediyordu. Sanki bu şehrin her köşesine sinmişti kokusu acının. Oysa ne kadar güzel görünürdü eskiden her şey. Sahilde çay içtikleri çay bahçesi, müdavimi oldukları lokanta, akşamları iş çıkışı buluşup yürüdükleri park şimdi sadece canını acıtıyordu.
Kabahati kimseye yükleyemiyordu ve aslında en kötüsü de buydu. Sorumluluğu birinin üstüne atmak hep daha kolay kabullenmeye sebep olurdu. İlk kez birine bu kadar bağlanmıştı ama o da yarı yolda bırakmıştı. Onu suçlayıp, kendini rahatlatabilmeyi çok istiyordu ancak bunu yapmak sevgisine ihanet etmekle aynı anlamdaydı. İlk kez hissettiği bu duygularını hırpalamak istemiyordu. Aşksa, aşkı yaşamıştı. Doyasıya denemezdi belki ama belki de bu şekilde yarım kalmasıydı adını aşk yapan ve unutulmayacak olmasını sağlayan. Şimdi kararında daha da emindi. Gitmeliydi. Hızla uzaklaşmalıydı buradan. Hatıralarının en güzeli olarak saklamalıydı onu. Kalbinin en derininde, en güzel bahçelerinde ağırlamalıydı bu aşkı.
Başını kaldırdığında gitmek istediği yerden çok uzakta olduğunu farketti. Onu ilk gördüğü pastanenin önündeydi. Gülümsedi. Pastaneye girdi ve bir ayçöreği aldı. Tekrar yürümeye başladı. Her şey ilk günü yeniden yaşatacak kadar o güne benziyordu. Hava aynı kokuyor, bulutların arasından güneş aynı şekilde bir görünüp bir kayboluyor, martılar aynı şekilde daireler çizerek uçuyorlardı. Ve yine o mendil satan çocuk… ayçöreğinden kocaman bir ısırık aldı. Onun tadı bile aynıydı. “Güzel bir son…” diye geçirdi içinden. Tıpkı ilk geldiği gün gibiydi gideceği gün de. Arada yaşananlar sanki rüyaymış gibi kalabilirdi hafızasında. Yolunun üzerinde, mola verdiği bir şehirdi burası ve şimdi asıl ulaşmak istediği küçük kasabaya doğru yoluna devam edecekti.
Otobüsten indiği yere doğru yürüdü. İlk kalkacak otobüsün nereye gideceğini öğrendi. Her şeyin daha güzel olacağının ilk belirtisiydi bu. İlk otobüs Ege’ye gidiyordu. Yol üzerinde inmek üzere bilet aldı ve bir saat sonra kalkacak olan otobüsü beklemeye başladı.
etrafta gördüklerini teker teker hafızasına işliyordu. Bir çiçekçiye ilişti gözü bu sırada. Önceden hiç fark etmemişti orada bir çiçekçi olduğunu. Çiçekçiye doğru yürüdü, içeri girdi ve bir mor menekşe aldı. Biraz etrafta dolaştıktan sonra otobüsün saati yaklaştığı için geri döndü ve yola çıkmak için son hazırlıklarını yaptı. Çantasını bagaja verdi, menekşeyi yanına aldı. Koltuğuna yerleşti. Şoför tarafı ve cam kenarıydı her zamanki gibi. Ve yine her zamanki gibi camın dışında onu yolcu eden kimse yoktu. Ancak ilk kez bundan dolayı hüzünlendi. Gözleri doldu. Bir damla gözyaşı menekşenin mağrur çiçeğine, bir damlası da toprağa damlayıverdi.
Bu hikaye Büşra Öztin tarafından yazılmıştır. Kendisine burda yayımamaya müsade etiiği için teşekkür ederim.
Bu yazılarda ilginizi çekebilir...
| Etiketler: Büşra Öztin hikayeleri, en güzel hikayeler, Hikayeler, özgün hikayeler, yağmur ve menekşe |
13 Nisan 2008 - 20:48 tarihinde eklenmiştir.
çok güzel olmuş Büşranın yüreğine sağlık
14 Nisan 2008 - 09:06 tarihinde eklenmiştir.
büşracığım maşallah yazın çok güzel olmuş her zamanki gibi diğer yazılarınıda merakla bekliyorum.afikede tişkürü bir borç bilirim :p
14 Nisan 2008 - 13:45 tarihinde eklenmiştir.
ben de burda paylaşma imkanı sunduğu için akife teşekkür ederim :)
11 Mayıs 2008 - 19:56 tarihinde eklenmiştir.
ellerine sağlık büsra
11 Mayıs 2008 - 19:57 tarihinde eklenmiştir.
ellerine sağlık